Elimizde tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar güçlü bir araç var: insanları anında birbirine bağlayabilen, milyonlarca kişiye aynı anda ulaşabilen ve ortak bir amaç etrafında harekete geçirebilen bir teknoloji.
Peki bu gücü ne için kullanıyoruz?
Uygulama kategorileri, iklim teknolojisi girişim yatırımları ve mobil sektör eğilimleri birlikte değerlendirildiğinde, mobil uygulamaların %1'inden azının doğrudan çevre, sürdürülebilirlik veya iklim odaklı olduğu tahmin ediliyor. Geri kalan büyük çoğunluk ise oyun, verimlilik, iş, eğlence ve sosyal medya gibi alanlara odaklanıyor.
Oysa bugün bir uygulama yalnızca bir teknoloji değil. İnsanları birbirine bağlayan ve kolektif davranışı mümkün kılan bir altyapı.
8.8, bu altyapının gezegen için de kullanılabileceği fikrinden doğuyor.
Dünya her yıl biraz daha hızlanıyor. Daha fazla veri, daha fazla enerji, daha fazla ışık. Yapay zekâ, veri merkezleri ve hiç uyumayan şehirler hayatımızın yeni gerçekliğini şekillendiriyor.
Peki bu hızın içinde, gökyüzünü ne kadar görebiliyoruz?
Başlıklardan birine dokunun, doğrudan o bölüme gidin.
8.8 Project, her yıl 8 Ağustos gecesi gerçekleştirilen, doğal geceyi korumayı amaçlayan uluslararası bir sürdürülebilirlik girişimidir.
Her yıl aynı tarihte: 8 Ağustos, yani "8.8" - kolay hatırlanan, marka değeri taşıyan sabit bir tarih. "8" rakamını yan çevirdiğinizde sonsuzluk sembolüne dönüşmesi de tesadüf değil - sonsuzluk ve uzayla kurduğu bu görsel bağ, anlamı güçlendiriyor. Üstelik Ağustos, gökyüzünün yıl içinde en hareketli olduğu dönemlerden biri: kayan yıldız yağmurlarının zirve yaptığı bir ay.
Hareket; ışık kirliliğine dikkat çekmeyi, gereksiz enerji tüketimini azaltmayı, biyolojik çeşitliliği desteklemeyi ve insanları yeniden yıldızlı gökyüzüyle buluşturmayı hedefler.
Tek bir ışığın kapanması fark yaratmaz. Ama binlerce kişinin, aynı gece, aynı anda ışıklarını kapatması; gözle görülür, paylaşılan ve uzun süre hatırlanan bir an yaratır. 8.8 Project'in çekirdeğinde bu kolektif "wow" anı var.
Hareket Bodrum Gümüşlük ve Bitez'de başladı. Dördüncü yılında ise karşı kıyıdaki Yunan adası Kos, 8 Ağustos gecesi Bodrum'la eş zamanlı olarak ışıklarını azalttı. İki ülkenin belediyeleri aynı gökyüzü için birlikte hareket etti; 8.8 ilk kez uluslararası bir geceye dönüştü.
Sıradaki adım Akdeniz. Bodrum-Kos hattında kurulan bu eş zamanlılığı önce Türkiye'nin diğer kıyı şehirlerine, ardından Akdeniz havzasına ve dünyanın farklı bölgelerine taşımayı hedefliyoruz.
Bir çağın kendi ortak günlerini kurma hakkı vardır. Bugüne kadar devraldıklarımızın çoğu bir çatışmanın hafızası üzerine kuruldu; paylaşmanın hafızası üzerine kurulanı ise henüz yazılmadı.
Earth Hour bu alanda önemli bir yol açtı, bir saatliğine elektriği kapatma fikrini dünya gündemine taşıdı. Ancak tarihi her yıl değişiyor: Mart ayının son cumartesi. 8.8 Project iki noktada ayrışıyor: sabit ve çevrilmeye ihtiyaç duymayan bir tarih, ve tek bir odak - ışık kirliliği.
Hedefimiz, dünyanın ortak bir gökyüzü altında olduğunu hatırladığı ve göğü tanımaya ayırdığı ilk küresel tarihi kurmak.
Müzisyenler 8.8'e ücret almadan destek verdi. Işıklar kısıldı, konserler yıldızların altında sürdü. Projeye ilk inananlar arasında onlar vardı.
Elektriğin insanlık tarihindeki yeri yüz yıldan bile kısa - hâlâ bu kadar genç bir teknolojinin dünyaya, doğaya ve bedenimize etkilerine tam olarak uyanmış değiliz.
Yapay zekâ, veri merkezleri ve artan enerji talebiyle şehirler enerji verimliliğini yeniden düşünüyor. Işık kirliliği; biyoçeşitlilik ve insan sağlığı üzerindeki etkileriyle giderek daha önemli bir çevre konusu.
Geleceğin sürdürülebilir, fütüristik şehirlerinde aklımıza gelmesini istediğimiz şey daha fazla ışık, daha fazla aydınlık değil - doğayla, doğal kaynaklarla uyumlu bir evrim olsun istiyoruz, ve bu yönde çalışıyoruz. Bunu yapmazsak, 10, 20, 50, 100 yıl sonra nasıl bir dünyada olacağımızı düşünelim. Biz distopik değil, ütopik bir gelecek hayal ediyoruz.
8.8 Project, geleceğin şehirleri ve sürdürülebilirlik gündemiyle bağlantılı, ileriye dönük bir girişim.
8 Ağustos gecesi saat 00:00'da, önceden tespit edilmiş gereksiz ışıklar kapatılır ve sabaha kadar kapalı kalır.
Hedef: herhangi bir hatırlatmaya ihtiyaç duymadan kendiliğinden kutlanan bir tarih - tıpkı 31 Aralık'ın yılbaşı ritüeli gibi.
Vizyonumuz zamanla büyüyor: Earth Hour gibi bir saatlik değil, bütün bir gecelik bir mola. Yapay zekânın ve teknolojinin de bir kenara bırakıldığı, dijitalleştikçe köklerimizi hatırladığımız bir gece.
"Unplug, disconnect to connect" (bağlantıyı kes, yeniden bağlan) ve "The future has an ancient heart" (geleceğin kadim bir kalbi var) ruhunu taşıyan - dijital çağ derinleştikçe daha da anlam kazanacak bir gece.
Bu kulağa romantik bir fikir gibi gelebilir - ışıkları kapatıp gökyüzüne bakmak. Ama aslında çok ciddi bir çevre meselesi: dünya genelinde ışık kirliliğine her yıl milyarlarca dolar boşa harcanıyor, üstelik biyoçeşitlilik üzerindeki etkilerinden çoğu zaman hiç bahsedilmiyor.
Işık kirliliğini normal kabul etmek istemiyoruz. Hedefimiz onu pilot pilot, şehir şehir, ülke ülke tersine çevirmek - ve bunu başarmak aslında hiç zor değil. Böyle bir projeden herkes kazançlı çıkar.
İnsanlık tarih boyunca yıldızlardan yön buldu, zamanı ölçtü, mitolojiler kurdu. Sanatçılar gökyüzünü resmetti, şairler ona yazdı, denizciler ona güvendi. Gece gökyüzü yalnızca korunması gereken bir doğal alan değil; insanlığın en eski ortak kültürel alanlarından biri.
Bugün ise uzay çağında yaşamamıza rağmen şehirlerimizin ışıkları nedeniyle kendi yıldızlarımızdan giderek kopuyoruz. 8.8'in çıkış noktası tam olarak bu paradoks.
İsterseniz şu anda deneyin: kendinize ve yanınızdakilere beş yıldızın adını sorun. Aldığınız cevap muhtemelen bu projeyi bizim anlatabileceğimizden daha iyi anlatacak. Ne çıktığını bizimle de paylaşın, gerçekten merak ediyoruz.
Gökyüzü; duvarı olmayan, giriş bileti olmayan, sahibi olmayan ve hiçbir küratörün tamamını kataloglayamayacağı bir koleksiyon. Kaybettiğimiz şey bir manzara değil, binlerce yıllık bir kültürel bağ.
Uzay çağındayız - ama çıplak gözle görebildiğimiz yıldızlardan hiç bu kadar uzak olmamıştık.
Evreni milyarlarca ışık yılı öteden görüntülüyoruz - ama kendi gökyüzümüzü göremiyoruz.
Şehirleri daha aydınlık yapıyoruz - gecenin kendisini görünmez kılıyoruz.
Dünyayı daha bağlantılı hale getiriyoruz - en eski ortak deneyimimizden kopuyoruz.
Turizmde uzun yıllardır konuştuğumuz kavram sürdürülebilirlik oldu: zarar vermemek, mevcut olanı korumak, dengeyi bozmamak. Ama dünyanın geldiği noktada korumak artık yetmiyor. Kaybedilenin bir kısmını geri kazandırmak gerekiyor.
Rejeneratif turizm tam olarak bunu anlatan, henüz yeni yerleşmeye başlayan bir kavram: bir bölgeyi ziyaret etmenin o bölgeyi bulduğundan daha iyi bir halde bırakması. Zarar azaltma değil, iyileştirme. Turizmin geleceği bu yönde ilerliyor ve öncü olan destinasyonlar önümüzdeki on yılda öne çıkacak.
Karbon salımının aksine ışık kirliliği atmosferde birikmiyor. Işık söndüğü anda gökyüzü geri geliyor. Bu, bir bölgenin yıllar değil aylar içinde ölçülebilir biçimde iyileşebileceği anlamına geliyor. Doğru aydınlatma tasarımıyla bir otel, bir koy ya da bir ilçe kendi gökyüzünü geri kazanabilir.
8.8 Project'in hedefi, Türkiye'yi bu alanda takip eden değil öncü konuma getirmek. Belirlenecek pilot bölgelerde aydınlatmanın yeniden ele alınması, Türkiye'nin doğal gece destinasyonları haritasının çıkarılması ve Bodrum-Kos hattının sınır ötesi bir rejeneratif rota olarak konumlandırılması bu yolun adımları.
Bir destinasyonun sunabileceği en eski manzara gece gökyüzü. Ve hiçbir otelin, markanın ya da yatırımın satın alamayacağı tek manzara da o.
Yapay aydınlatma modern yaşamın önemli bir parçasıdır; ancak yanlış kullanımı şunları olumsuz etkileyebilir:
Bunun insan sağlığı üzerindeki etkileri de göz ardı edilemez: gece maruz kalınan yapay ışık, uyku düzenimizi yöneten melatonin hormonunun salgılanmasını baskılıyor, sirkadiyen ritmimizi bozuyor ve uzun vadede uyku kalitesi, bağışıklık sistemi ve genel ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabiliyor.
Sorunumuz ışıkla değil, ışık kirliliğiyle. Doğru yönlendirilmiş, gerektiği yerde ve gerektiği kadar kullanılan ışık hem güvenliği sağlar hem de doğal geceyi korur.
Bu israf sadece bir enerji meselesi değil, aynı zamanda bir iklim meselesi: yılda 21 milyon ton CO2 salınımına, yani 875 milyon ağacın yıllık karbon tutma kapasitesine eşdeğer. Bunu, her yaz ormanlarımızı yangınlarla kaybettiğimiz bir dönemde konuşuyoruz - 2025 yılında Türkiye'de 80 binden fazla hektar orman alanı yandı. Bir yanda yangınlarla kaybettiğimiz ağaçlar, diğer yanda gökyüzüne boşa saçtığımız ışığın karşılığı olan yüz milyonlarca ağaç: ikisi de aynı meselenin, doğayla kurduğumuz dengesiz ilişkinin, iki farklı yüzü.
Bu yüzden ışık kirliliğini yalnızca estetik bir tercih olarak değil, hükümetlerin, özel sektörün ve her bireyin ortak sorumluluğu olarak görmek gerekiyor.
Bu sadece birkaç şehrin değil, dünyanın her ülkesinin meselesi - gelişmiş ya da gelişmekte olan, kıyı ya da iç bölge fark etmeksizin, her ülke bu israftan payını alıyor ve her ülke bu değişimden fayda görebilir.
Bu israfın etkileri sadece faturalarla sınırlı değil: karbon emisyonlarını artırıyor, iklim değişikliğini hızlandırıyor ve gökyüzünü karartarak gelecek nesilleri bu doğal mirastan mahrum bırakıyor.
Son yıllarda şehirlerde tuhaf bir "moda" yayılıyor: binalar birbirini örnek alarak giderek daha fazla ışıkla "giydiriliyor" - cephe aydınlatmaları adeta bir yarışa dönüşüyor. Ama bu görsel gösterişin bedeli ağır: özellikle büyük şehirlerde insanların sirkadiyen ritmini bozan bir alışkanlık haline geliyor.
Hedefimiz bu uygulamaları kontrol altına almak ve "yeni moda"nın ışık kirliliği değil, doğru aydınlatma olmasını sağlamak - çünkü hem daha güzel hem daha sağlıklı olan bu. Tıpkı geri dönüşümün ya da kapalı alanlarda sigara içmemenin bir zamanlar alışılmadık görünüp bugün toplumsal norm haline gelmesi gibi; amacımız gereksiz dış aydınlatmanın da aynı şekilde kabul edilemez hale gelmesi.
Çünkü diğer çevre sorunlarının aksine, ışık kirliliği aslında çözülmesi en kolay olanlardan biri - sadece birkaç düğmeye basmak yeterli. Üstelik gökyüzüne bakmanın sakinleştirici, iyileştirici etkileri bilimsel olarak da destekleniyor.
İnsanlar artık doğal gökyüzünü görebilecekleri yerlere özellikle seyahat ediyor - bu hem sürdürülebilir şehircilik hem de turizm için bir fırsat. Dünya genelinde "Uluslararası Karanlık Gökyüzü Bölgesi" sertifikası alan park, rezerv ve toplulukların sayısı hızla artıyor: Namibya'daki NamibRand'dan Şili'deki Atacama Çölü'ne, Yeni Zelanda'daki Aoraki Mackenzie'den İskoç Adaları'na kadar.
Bu bölgeler, geleneksel turizmin azaldığı kırsal alanlarda yeni bir ekonomik can damarı haline geliyor - Bodrum gibi zaten güçlü bir turizm kimliği olan yerler için ise tamamlayıcı, öncü bir katman. Türkiye için de aynı şekilde bir fırsat: doğal gökyüzünü koruyan destinasyonlar yaratarak, dünya çapında büyüyen bu pazarda erken ve öncü bir konum elde etmek mümkün.
Aynı ampul, farklı armatür - çok farklı sonuç.
Türkiye için stratejik bir fırsat: ışık kirliliğinden arındırılmış pilot bölgeler ve "yavaş şehir" destinasyonları yaratarak öncü konuma geçmek mümkün. Bodrum bu vizyonun ilk adımı.
Bu sıkça yanlış anlaşılıyor, o yüzden net söyleyelim: ışık olmasın demiyoruz. Aydınlatma modern hayatın, güvenliğin ve kamusal alanın vazgeçilmez bir parçası. Karşı olduğumuz şey ışığın kendisi değil, gereğinden fazlası, yanlış yöne saçılanı ve kimsenin işine yaramayanı.
Doğru armatür, doğru açı ve doğru saat ile aynı sokak aynı güvenlikte aydınlatılabilir; hatta çoğu zaman daha iyi görülür. Fark, gökyüzüne boşa giden ışığın yeryüzünde kalmasıdır.
Bunu tek seferde değil, pilot pilot, adım adım yapmayı hedefliyoruz. Bir koy, bir mahalle, bir ilçe. Işık kirliliği geri döndürülebilir bir kayıp: ışık düzeldiği anda gökyüzü geri geliyor.
Ve bir gecelik bir etkinlik olarak değil, 10, 20, 30 yıllık bir ufukla bakıyoruz. Bugün alınan bir aydınlatma kararı, bir sonraki nesillerin göreceği gökyüzünü belirliyor. Bu vizyonu her adımda aklımızda tutuyoruz.
Uzay çağında yaşıyoruz. Gökyüzünde sayısız yıldız var - ama neredeyse hiçbirimiz beş yıldızın adını bile sayamıyor. Gökyüzünden bu kadar kopmuş durumdayız.
"İsimleri bilsek ne olur" diye düşünmemek lazım: bir ismi sormak, bir ismi bilmek, tanışmanın ilk adımıdır.
Binlerce yıl boyunca insanlık yön bulmak, zamanı ölçmek, hikâye anlatmak için gökyüzüne baktı. Her yıldızın, her takımyıldızın arkasında bir uygarlığın izi, bir denizcinin rotası, bir çobanın masalı var. Bugün o bağı büyük ölçüde kaybetmiş durumdayız - ama bu, geri dönüşü olmayan bir kayıp değil.
Bir çocuğa Kutup Yıldızı'nın adını öğretmek; ona sadece kaybolduğunda yönünü bulabileceği bir bilgi değil, kendinden önce gelen binlerce nesille ortak bir bakış açısı kazandırmaktır. 8.8 Project için bu merakı yeniden uyandırmak da misyonun bir parçası - çünkü öğrenecek, keşfedecek, hayret edecek sayısız şey var.
Beş soru, bir dakika. Kaçını bildiğinize bakın - ve sonucun neden bu kadar çok şey anlattığını düşünün.
Nasıl ki belirli tarihler tüm dünyada ortak anlamlar taşıyorsa, 8 Ağustos'un da doğal geceyi korumaya adanmış küresel bir gün olmasını amaçlıyoruz. Her şehirdeki geceye kendi adını veriyoruz: Parla Parla Bodrum, Parla Parla New York, Parla Parla Roma, Parla Parla Atina... "Twinkle twinkle" misali, kolay akılda kalan ve çocuklara bile hitap eden bir isimlendirme.
Bu proje yalnızca iklim, enerji, turizm ya da eğitim açısından değil; diplomasi açısından da stratejik bir fırsat. Türkiye'ye, ortak gökyüzü üzerinden uluslararası dayanışma kuran bu dönüşümde öncü olma şansı veriyor.
Merve Okutucu, teknolojiyi yalnızca hayatı kolaylaştıran bir araç olarak değil, insanlığın daha bilinçli, daha sürdürülebilir ve doğayla daha uyumlu bir gelecek kurabilmesi için kullanabileceği bir süper güç olarak görüyor.
New York'ta New York'ta American Express'in dijital dönüşüm ekiplerinde, agentic AI'ın kurumsal adaptasyonu üzerine çalışan Merve, profesyonel hayatının yanı sıra insan, doğa ve toplum arasındaki ilişki üzerine düşünen ve bu düşünceleri somut girişimlere dönüştüren bir girişimci.
Aynı zamanda TRI'nin kurucusu. TRI; bilgelik, deneyim ve liderlik etrafında şekillenen, seçilmiş üyelerden oluşan özel bir dijital topluluk. Davet ve değerlendirme süreçleriyle ilerleyen bu yapı, bilginin ve bilgeliğin nesiller arasında aktarılmasına odaklanıyor.
Onun için liderlik, yalnızca bugün ne inşa ettiğimiz değil, gelecek nesillere nasıl bir dünya bırakacağımıza dair sorumluluk almaktır.
Merve'ye göre medeniyet ilerledikçe doğadan uzaklaşmak zorunda değiliz. Tam tersine, gerçek ilerleme; geliştirdiğimiz teknolojiler ve sahip olduğumuz imkânlarla doğayla daha büyük bir uyum içinde yaşamayı öğrenebilmekte yatıyor. Çünkü gezegen yalnızca üzerinde yaşadığımız bir kaynak değil, hepimizin ortak mirası. Ve bu mirasın geleceğe taşınması yalnızca kurumların, devletlerin ya da bilim insanlarının değil, hepimizin katkısını gerektiriyor.
Bu düşünce, yaz aylarında Türkiye'ye döndüğünde yürüttüğü 8.8 Projesi ile somutlaşıyor.
Bodrum'un yaz gecelerini çocukluğundan hatırlayan Merve, o yıllarda gökyüzünün milyonlarca yıldızla dolu olduğunu hatırlıyor. Bugün ise aynı gökyüzünün giderek yapay ışığın içinde kaybolduğuna tanıklık ediyor. Onu harekete geçiren şey yalnızca ışık kirliliğinin yarattığı enerji israfı değil; insanlığın binlerce yıldır sahip olduğu doğal gece deneyimini ve gelecek nesillerin bunu yaşama hakkını kaybediyor olması.
Merve'nin bu yolculuktaki temel düşüncesi ise basit:
Merve için 8.8, bu sorumluluğun küçük ama somut bir adımı. Her yaz Türkiye'ye döndüğünde zamanını bu projeye ayırarak Bodrum'dan başlayan hareketi daha fazla insana, şehre ve topluluğa ulaştırmayı; doğal geceyi korumayı ve gelecek nesillerin yıldızlara bakma hakkını güvence altına almayı amaçlıyor.
Nesiller boyu Bodrum'un köklü ailelerinden gelen Aylin Aras, doğanın ve biyoçeşitliliğin korunmasının, Bodrum gibi özel coğrafyaların geleceğinin temel sorumluluklarından biri olduğuna inanıyor.
Bodrum'un dünyanın önemli turizm destinasyonlarından biri haline gelmesine tanıklık eden Aylin için bir yer büyüdükçe, onu özel yapan değerleri koruma sorumluluğu da büyüyor.
8.8 Projesi'nde özellikle hayvanlar, biyoçeşitlilik ve gece ekosistemlerine dikkat çekmek istiyor. Işık kirliliğini konuşurken çoğu zaman önce insanı düşünüyoruz: enerji israfı, uyku düzenimiz, biyolojik ritmimiz ve yıldızları görememek. Oysa gecenin içinde yaşayan ve kendi adına konuşamayan bambaşka bir dünya var.
Yapay ışık; gece aktif canlıların beslenme, yön bulma, üreme ve göç gibi doğal davranışlarını etkileyebiliyor. Aylin'in çağrısı bu nedenle yalnızca gökyüzünü değil, geceyi paylaşan tüm canlıları korumaya yönelik.
Aylin, Bodrum'un büyümesinin doğal değerlerinden vazgeçmek anlamına gelmemesi gerektiğine inanıyor. Bodrum'un nesiller boyu ev sahipliğini yapan aileleri ve burada turizm yapan işletmelerin bu konuda özel bir sorumluluğu olduğunu düşünüyor.
Bu nedenle otel, restoran ve işletme sahiplerini 8.8 hareketinin bir parçası olmaya davet ediyor.
Aylin için sürdürülebilir turizm artık yeterli bir hedef değil. Sürdürülebilirlik zararı azaltmayı hedeflerken, rejeneratif turizm ziyaret edilen coğrafyanın ekolojik ve toplumsal değerlerini yeniden güçlendirmeyi amaçlıyor.
Soru artık yalnızca "Buraya ne kadar az zarar verebiliriz?" değil; "Burayı bizden önceki halinden daha güçlü, daha sağlıklı ve daha canlı bırakmak için ne yapabiliriz?" olmalı.
Aylin, Ege ve Akdeniz'de turizmin doğayı tüketen değil, biyoçeşitliliği koruyan, yerel toplulukları güçlendiren ve bulunduğu coğrafyanın iyileşmesine katkı sağlayan rejeneratif bir güce dönüşmesini istiyor.
8.8 bunun küçük ama somut bir adımı.
Bir gece ışıkları kapatmak dünyayı tek başına değiştirmeyebilir. Ama bize şunu hatırlatabilir: yaşadığımız yer bize ait değil. Biz de onun bir parçasıyız.
Projenin teknolojiden sorumlu kurucusu. O da, birçok şehirli gibi gerçek bir yıldızlı gökyüzünü göremeden büyümenin ne demek olduğunu biliyor - ve bu eksiklik, onu da harekete gönüllü olarak katılmaya yönelten en güçlü nedenlerden biri oldu.
8.8 Uygulaması'nın ve projenin dijital altyapısının arkasındaki isim. Teknolojiyi, insanları yeniden gökyüzüyle buluşturacak bir araca dönüştürmeyi hedefliyor.
Z Kuşağı (1997-2012) interneti sonradan tanıyan son nesildi; hem öncesini hem sonrasını hatırlıyor. Alfa Kuşağı (2013 sonrası) ise tamamen bağlantılı bir dünyaya doğdu. Onlar için ekran bir araç değil, ortam. Yapay zekâ bir yenilik değil, varsayılan.
Ve arkalarından gelecek olanlar - Beta, Gama - bu dünyanın daha da ilerisinde doğacak. Yani şu an bir eşikteyiz: bir yüzyılın alışkanlıklarını devreden nesille, o alışkanlıkları hiç bilmeyen nesil aynı anda yaşıyor.
Bu yüzden 8.8'in sözcüsü olarak bir gencin yanımızda olması tesadüf değil. Alfa Kuşağı, doğal gece gökyüzünü hiç görmemiş ilk nesil olma riskiyle karşı karşıya. Neyin kaybolduğunu en iyi, onu hiç görmemiş olanlar anlatabilir.
Proje Sözcüsü
İsmi "Parla" olunca, kendisine Parla Parla Bodrum'a katılma teklifini götürmemiz adeta yıldızlardan gelen bir işaretti. Parla da bu daveti ciddiye aldı ve gönüllü sözcümüz oldu. Z Kuşağı'nın son temsilcisi, Alfa Kuşağı'nın ilk sesi olarak, projenin bu iki kuşak arasında köprü kurmasını sağlıyor.
İlk Uygulayıcı & Resmi Partner, Bodrum Belediyesi
Bodrum Belediyesi'nden Engin Doğan, projenin ilk uygulayıcısı ve resmi partneri. 2019'dan beri yanımızda - 8.8'in bir fikirden gerçeğe dönüşmesinde en büyük destekçilerimizden biri.
Uzun vadede: her ayın tekrar eden bir tarihinde (9/9, 10/10, 11/11, 12/12, 1/1, 2/2, 3/3...) yeni bir eylem çağrısı. Işık kirliliği en kolay ilk adım - yalnızca birkaç ışığı kapatmak yeterli.
Şunu bir düşünün: bugün dünyanın tamamının birlikte kutladığı tek bir gün yok. Tek bir tane bile.
Yılbaşı bile değil. Çin, Nevruz'u kutlayan ülkeler, Hicri takvimi kullananlar, farklı kiliseler - hepsinin kendi yılbaşı var. Bayramların neredeyse tamamı bir dine, bir ülkeye ya da bir tarihe ait. Ve büyük çoğunluğu geçmişe bakıyor: bir zafer, bir kuruluş, bir anma.
8 Ağustos'un bu boşluğu doldurma şansı var. Çevrilmeye ihtiyaç duymayacak kadar sade bir tarih. Yılın gök olaylarının en yoğun olduğu dönemlerden birine denk geliyor. Hiçbir dine, ülkeye ya da ideolojiye ait değil. Katılmak için para, izin ya da üyelik gerekmiyor - sadece bir düğmeye basmak ve yukarı bakmak.
Uzun vadeli hedefimiz, 8 Ağustos'un Birleşmiş Milletler tarafından tanınan resmî bir uluslararası gün haline gelmesi. Gezegendeki herkesin, yılda bir gece, aynı gökyüzüne birlikte bakabileceği bir tarih.
Alfa Kuşağı'na bırakabileceğimiz en güzel miras, onların da devredebileceği yeni bir gelenek olabilir.
BM başvurusu bir hedeftir; henüz resmî bir süreç başlatılmamıştır.
Belediyeler · Kaymakamlıklar · Bakanlıklar
Üniversiteler · Araştırma Merkezleri · Astronomi Toplulukları
Çevre kuruluşları · Doğa koruma dernekleri · Yerel inisiyatifler
Oteller · Restoranlar · Marinalar · Turizm · Enerji · Teknoloji
Doğal geceyi korumaya gönül veren bireyler
Birleşmiş Milletler'in 2015'te belirlediği 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı, 2030'a kadar ulaşılması hedeflenen ortak bir çerçeve. Yoksullukla mücadeleden iklim eylemine, temiz enerjiden biyoçeşitliliğe kadar dünyanın üzerinde uzlaştığı bir öncelik listesi.
Bu liste bugün yalnızca bir iyi niyet beyanı değil. Ülkeler kalkınma politikalarını, belediyeler şehir planlarını, şirketler ise sürdürülebilirlik raporlarını bu amaçlar üzerinden yazıyor. Yatırımcılar da giderek daha fazla bu çerçeveye bakıyor: bir kurumun hangi amaca, ne kadar somut biçimde katkı sağladığı ölçülebilir bir performans göstergesine dönüştü.
Sorun şu ki çoğu kurum için bu amaçlara bağlanacak somut, görünür ve anlatılabilir bir proje bulmak zor. Raporda rakam olmak kolay; insanların hatırlayacağı bir hikâye olmak değil.
Işıkları azaltmak tek bir eylem gibi görünür; ancak etkisi birbirinden çok farklı alanlara yayılır. 8.8'in doğrudan katkı sağladığı sekiz amaç şunlar:
Bir belediye için bu, şehir planına eklenebilecek somut bir madde. Bir otel ya da restoran için, sürdürülebilirlik iddiasını bir geceye indirgeyip görünür kılan bir eylem. Bir kurum için ise çalışanını, müşterisini ve şehrini aynı anda içine alan, anlatması kolay bir katılım.
Kurumsal iş birlikleri, sponsorluklar ve pilot bölge çalışmaları için bu çerçeveyi birlikte kurmaya hazırız.
Projenin dördüncü yılı, Kos Adası'nın katılımıyla kazandığı uluslararası boyut ve 8 Ağustos'u küresel bir güne dönüştürme hedefi üzerine kapsamlı haber.
Kurucumuz Merve Okutucu ile projenin başlangıç fikri, müzik ve çevre bilinci üzerine bir röportaj.
Bu yılki etkinlikte Kos Adası'nın da eş zamanlı katılımını ve iki belediye başkanının dayanışma mesajlarını konu alan resmi haber.
Ulusal ajans haberi: Bodrum ve Kos'un eş zamanlı ışık azaltma girişimi ve iki belediye başkanının ortak mesajı.
Röportaj, görsel talebi, etkinlik iş birliği ya da şehrinizde 8.8 düzenlemek için bize doğrudan ulaşabilirsiniz.
Yayınınızın okuruna ve editoryal çizgisine göre özel bir açı, özel bir röportaj ya da size özel hazırlanmış görsel ve metin içeriği geliştirmekten memnuniyet duyarız. Aklınızdaki fikri paylaşmanız yeterli.
Bu projeyi duyurmamıza verdiğiniz destek için şimdiden teşekkür ederiz.
Her yıl 8 Ağustos gecesi, gereksiz ışıkları kapatarak doğal geceyi birlikte koruyoruz.
Küçük bir hareket, milyonlarca insanın katılımıyla küresel bir etkiye dönüşür.

Başlık Önerileri
Çerçeve
Başlık Önerileri
Çerçeve
Başlık Önerileri
Çerçeve
Kısa Vadeli
Uzun Vadeli